Posted by admin

Kediler İçin Güzel Sözler
Kediler kucağınıza atlamaz, ya da yüzünüzü yalamaz veya çevrenizde daireler çizip isterik sesler çıkarmaz. Sizi kapıda karşılar, usulca bacaklarınıza sürünür ve çeker gider (PAM BROWN).
Tatmin olmuşluğu, ister minik bir pisi, ister koca bir tekir olsun bir kedinin mırıltısı kadar iyi ifade eden başka bir ses yoktur (PAM BROWN).
Kediler bazen karşınızda durup size öyle yumuşak, öyle şefkatli ve insanca bakar ki, ürperirsiniz. Orada bir ruhun sizi gözlediğinden şüpheniz kalmaz çünkü (THEOPHILE GAUTIER).(benim paşayı tarif ediyor bu söz onun için çok beğeniyorum.)
Kedilere bayılırım. Zarafetlerine, inceliklerine. Bağımsız ve küstah tavırlarına. Yatışlarına ve bakışlarına… O sinir bozucu, dimdik, göz kırpmayan, değer biçici, hüküm verici bakışlarına (JOYCE STRANGER).
Küçük bir kedi yavrusu boş bir eve gelmeyi, yuvaya gelmeye dönüştürür (PAM BROWN).
Kedi ya da köpekler, yalnızca yumuşaklıklarını, sıcaklıklarını ve canlılıklarını vermekle yetinmez, şunu da söylerler insanlara: İster yaşlı veya çirkin olun, ister çaresiz ve zor durumda. Hiçbir şeyi başaramamış, yoksul ve hayattan dışlanmış olabilirsiniz. Bu bizi ilgilendirmez. Çünkü hayvanlar bebek, genç bir beden veya sakat bir gövdeyi değil, hepsinin ardındaki o değişmeyen kişiyi görürler (PAM BROWN).
Eğer bir odanın bir köşesine tek bir gün ışığı vuruyorsa, emin olabilirsiniz ki o ışığın altına çoktan bir kedi uzanmıştır (STUART VE LINDA MACFARLANE).
Posted by admin
Baktım kimse bir şey yollamıyor; hikaye,anı,fotograf…..Tepkim belirtmek için ben siz kedi severlere bir hikaye yollayım dedim.Çocukluğunuza dönün biraz…ve hikayeleriniz anılarınızı yollamayı unutmayın….

Bir zamanlar, üç oğlu olan bir değirmenci varmış. Değirmenci ölünce büyük oğluna değirmen, ortanca oğluna eşek, küçük oğluna da kedi miras kalmış. Küçük oğlu bu duruma çok üzülmüş.
“Kedi ne işine yarar ki insanın?” diye yakınmış. “Pişirip yiyemezsin bile.” Kedi bunu duymuş ve hemen cevap vermiş. “Kötü bir mirasa sahip olmadığınızı göreceksiniz efendim. Bana boş bir çuval ve bir çift de çizme verirseniz, neye yarayacağımı görürsünüz.”
Şaşkınlıktan ağzı bir karış açık kalan çocuk, kedinin istediklerini yapmış. Kedi çizmeleri giyince ayna karşısına geçmiş ve kendini pek beğenmiş. Sonra kilerden taze bir marulla güzel bir havuç seçip ormanın yolunu tutmuş. Ormanda çuvalın ağzını açmış, marulla havucu çuvalın içine yerleştirip bir ağacın arkasına saklanmış. Çok geçmeden taze sebzelerin kokusunu alan küçük bir tavşan çuvalın yanına gelmiş, zıplayıp içine atlamış. Kedi saklandığı yerden çıkıp çuvalın ağzını sıkı sıkı bağlamış.
Ancak Çizmeli Kedi tavşanı efendisine götürmek yerine doğruca saraya gidip Kral’la görüşmek istediğini söylemiş. Kral’ın huzuruna çıktığında yere eğilerek, “Yüce Efendimiz, size Efendim Marki’den bir hediye getirdim.” demiş. Bu hediye Kral’ın çok hoşuna gitmiş.
Üç ay boyunca Çizmeli Kedi saraya o kadar çok hediye götürmüş ki Kral artık onun yolunu gözler olmuş. Derken Çizmeli Kedi’nin dört gözle beklediği gün nihayet gelmiş çatmış. “Bana sakın neden diye sormayın ve bu sabah ırmağa gidip yıkanın.” demiş sahibine. Çizmeli Kedi, o sabah Kral’ın Prenses’le, yani kızıyla birlikte ırmağın kenarından geçeceğini biliyormuş.
O sabah, Kral’ın faytonu ırmağın yakınından geçerken Çizmeli Kedi telaşla yanlarına yaklaşmış. “Yardım edin! Yardım edin!” diye bağırmış. “Efendim Marki boğuluyor!” Kral hemen bir alay askerini ırmağa yollamış.
Fakat Çizmeli Kedi bununla da kalmamış. Kral’a, efendisi ırmakta yüzerken hırsızların onun elbiselerini çaldıklarını söylemiş. (Oysa Çizmeli Kedi, efendisinin elbiselerini çalıların arkasına kendisi gizlemiş!) Kral, hiç gecikmeden Marki’ye bir takım elbise yollamış. Tahmin edeceğiniz gibi Çizmeli Kedi’nin sahibi, kendisine Marki denmesine çok şaşırmış, ama akıllılık edip hiç sesini çıkarmamış.
Marki güzelce giydirildikten sonra Kral onu gideceği yere götürmek için faytonuna davet etmiş ve kızıyla tanıştırmış. Prenses, iki dirhem bir çekirdek giyinmiş olan Marki’ye bir bakışta âşık olmuş.
O sırada Çizmeli Kedi koşa koşa oradan uzaklaşmış. Çok geçmeden büyük bir tarlada ot biçen insanlara rastlamış. “Beni dinleyin!” diye bağırmış. “Kral bu yöne doğru geliyor. Size bu tarlaların kime ait olduğunu sorarsa ona efendim Marki’ye ait olduğunu söyleyeceksiniz. Yoksa sizi dilim dilim doğratırım!” Sonra Çizmeli Kedi bir süre daha koşmuş ve büyük bir tarlada buğday biçen adamlara rastlamış. Aynı şeyi onlara da söylemiş. Sonra tekrar koşmuş ve her rastgeldiği insana aynı şeyleri tekrarlamış. Derken Dev’in şatosuna varmış.
Kral’ın Faytonu Çizmeli Kedi’nin geçtiği yerlerden geçerken Kral her rastgeldiği insana, “Bu tarlalar kime ait?” diye soruyormuş. Her defasında da aynı cevabı alıyormuş. Kral, Marki’nin bu kadar çok toprağa sahip olmasına şaşırmış. (Çizmeli Kedi’nin sahibi de öyle!) O sırada Çizmeli Kedi Dev’in şatosunda başka bir işler çevirmekle meşgulmüş. “Dev,” demiş Çizmeli Kedi, Dev’in nefesinin kokusundan iğrendiğini gizlemeye çalışarak. “Senin aynı zamanda müthiş bir sihirbazlık gücünün olduğunu söylüyorlar, doğru mu?” “Öyle diyorlarsa, öyledir.” demiş Dev alçakgönüllülükle.
“Örneğin, istersen hemen bir aslana dönüşebildiğini söylüyorlar.” demiş Çizmeli Kedi. Bunu söyler söylemez Dev hemen kendini bir aslana dönüştürüvermiş. Çizmeli Kedi kendini dolabın üzerine zor atmış. Dev tekrar eski haline dönünce dolaptan aşağı inmiş. “Mükemmel!” demiş Çizmeli Kedi. “Ama fare gibi küçük bir şeye dönüşmek senin gibi cüsseli biri için imkânsız olmalı!”
“İmkânsız mı?” diye gülmüş Dev. “Benim yapamadığım şey yoktur!” Dev bir anda fareye dönüşmüş, Çizmeli Kedi de onu hemen yutmuş. Derken Kral, Dev’in şatosuna varmış. Şatonun artık kime ait olduğunu tahmin etmişsinizdir herhalde! Çizmeli Kedi Kral’ın faytonunu şatonun yolunda karşılamış. “Bu taraftan gelin.” demiş. “Sizi bir ziyafet bekliyor.” (Dev o gün birkaç arkadaşına bir ziyafet vermeyi planladığı için yemeklerle donatılmış büyük bir masa hazır bekliyormuş!”)
O gün sonunda Çizmeli Kedi’nin sahibi Marki Prenses’le nişanlanmış. Bir hafta sonra da evlenmişler. Çizmeli Kedi’ye ne mi olmuş? Dokuz canından dokuzunu da sefa içinde sürmüş ve bir daha da fare avlamasına gerek kalmamış – ara sıra avlamış, o da kedi olduğunu unutmamak için.
Posted by admin
ÇİN-PROTESTO
Geçici Olarak Köpek Yasak, Eşek Serbest !
ÇİN MALLARI ALMAYARAK ÇİNİ PROTESTO EDELİM.
Hayvan hakları ile ilgili bir yasala da sahip olmayan Çin’de bu tür protestolar gelecek için bir anlamda umut taşımakta…
Pekin yönetimi, 8-24 Ağustos’ta yapılacak 29.Yaz Olimpiyat Oyunları nedeniyle başkentteki otel ve restoranlarda köpek etini yasakladı. Ancak eşek gibi diğer hayvanların etlerine dair bir açıklama yapılmadı.
ÇİN YÖNETİMİNDEN OTELLERE: KÖPEKLER MÖNÜDEN ÇIKSIN
Çin, Otel ve Lokantalara, Gelecek Yapılacak Olimpiyatlar Süresince Yemek Listelerinden Köpek Etinin Kaldırılması Talimatını Verdi.
Pekin Gıda Güvenliği Dairesi tarafından yayınlanan talimatta, olimpiyatlarla bağlantılı otellerden köpek etiyle yapılmış hiçbir yemeğe listelerinde yer vermemeleri istendi.






Köpek etinin hayvan hakları gruplarını ve Batılı ziyaretçileri rahatsız edebileceğinden endişelenen Pekin yönetimi, yabancılar arasında popüler lokantaların da “farklı ülkelerden gelenlerin yemek adetlerine saygı göstermek için” köpek eti servisini durdurmalarını istedi.


Resmi Xinhua ajansının haberinde, Pekin Turizm Bürosu’nun 2 ay boyunca şehirdeki lokanta ve otellerdeki yemek listelerinde köpek etiyle yapılmış hiçbir yemeğe yer verilmemesinin istendiği belirtildi. Büronun müdür yardımcısı Xiong Yumei, müşterilerin köpek etini istemeleri halinde garsonların nazikçe başka yemek önerisi yapacağını ifade etti.



PEKİNDE 112 LOKANTA ! BİRDE TÜM ÇİNİ DÜŞÜNÜN !
Pekin Catering Trade Association (BETA), yayımladığı genelgede olimpiyatlar süresince şehirde menüsünde köpek eti bulunan 112 lokantanın köpek etli yemekleri satmasının yasak olduğunu, Eylül’e kadar köpek eti satışını da askıya almasını istemişti. Genelgede tıbbi nedenlerden dolayı yemeklerin bileşim maddelerinin net olarak yazılması gerektiği kaydedildi.

Birçok Çinli, köpek etinin tansiyonu düşürücü etkisi olduğuna inanıyor. Kuralları ihlal eden lokantaların BETA tarafından kara listeye alınacağı, ancak ne tür bir ceza verileceği belirtilmedi.
Pekin yönetimi olimpiyatlar için gelecek yabancıların köpek etinden rahatsız olabileceğinden endişe ediyor. Ancak haberde yemek listelerinde eşek eti gibi hayvan etlerine yer veren lokantalara yönelik bir bilgi yer almadı.
Güney Kore, 1988 Seul Olimpiyatları sırasında Batılıların eleştirileri nedeniyle çok sevilen köpek eti servisini yasaklamıştı. Pekin Olimpiyatları’na 500 bin turistin gelmesi bekleniyor.
Posted by admin

Bu yazı, bugün bir üyemiz tarafından gönderildi. Daha önce de internette dolaşmıştı ve o zaman da çok etkilenmiştim.Acaba bir canlının sahibi olmayı hak ediyormuyuz… Nasıl yapıyorlar bunu anlayamıyorum. Peki terkedilenler? İşte onlardan birinin ağzından neler hissettiği.
Üzerinden seneler geçti, şimdi hatırlıyorum da, ben yavruyken şirinliklerime katıla katıla güler, beni yavrum diye çağırırdın. Birkaç dişlenen ayakkabı ve katledilen yastığı saymazsak, kısa zamanda senin en vazgeçilmez dostun oldum. Ne zaman bir muzırlık yapsam bana parmağını sallar ve “nasıl yaparsın” diye çıkışırdın. Ne var ki hemen arkasından kızgınlığın geçerdi ve beni yere yatırır, göbeğimi okşardın.
Çok meşguldün o aralar… Dolaysıyla tuvalet eğitimim tahminimizden uzun sürdü ama el ele verip üstesinden gelmiştik. Sana sokulup da koynunda geçirdiğim geceleri unutamam. Sen farkında değildin belki ama ben senin rüyalarını ve hayallerini gizlice dinler, bundan daha mutlu olunamayacağına kanaat getirirdim.
Beraberce uzun yürüyüşlere çıkar, parklarda koşuşturur, dondurma yerdik, hatırlıyor musun? Bana sadece külahını verirdin dondurma bana dokunur diye. Ve evde senin işten dönüşünü beklerken sırtımı ılık güneşe verir, huzurlu, derin bir uyku çekerdim.
Zamanla işinde daha fazla vakit geçirmeye başladın, boş zamanlarında da kendine bir eş aramaya koyuldun. Ben seni her zamanki gibi sabırla bekledim, sana hayal kırıklıkların ve acılarında teselli oldum. Yanlış kararlarını hiçbir zaman kınamadım, her defasında seni büyük bir sevinçle karşıladım. Sonunda birine aşık oldun ve evlendin.
BARINAĞA TERK EDİLDİM
Ne var ki eşin köpeklerden pek hazzeden biri çıkmadı. Yine de ben onu sevinçle karşıladım ve ona sevgi gösterdim. Mutluydum, çünkü sen mutluydun. Sonra insan bebekler geldi aramıza. Yeni yavruların heyecanını sizinle aynen paylaştım. Onların pespembe yumuşacık tenleri, mis gibi bebek kokuları beni heyecanlandırıp hayran bırakıyordu. Ben de onlara annelik etmek istiyordum. Ne yazık ki -her nedense- hem eşin hem de sen onlara zarar vereceğime kanaat getirdiniz ve beni ayrı bir odaya kapattınız hep. Oysa ben sevgiden mahrum kaldıkça, onlara olan sevgim daha çok arttı. Bilemediniz hiç.
Çocuklar büyüdükçe onların en yakın dostu oldum. Tüylerime tutunup tombul bacaklarının üzerinde ilk adımlarını attılar, minicik parmaklarını gözlerime soktular, kulaklarımın içini karıştırdılar, burnuma öpücükler kondurdular. Gerektiğinde onları hayatım pahasına korumaya hazırdım. Ama bu arada senin dokunuşuna ise hasret olmuştum. “Köpeğin var mı?” sorusuna, cüzdanından resmimi çıkarıp, hakkımda şirin hikayeler anlattığın zamanlar artık geride kalmıştı. Senin köpeğin olmaktan çıkıp, itin biri oldum; bana yaptığın her masraf sana batmaya başladı.
Sonunda da başka bir şehre tayinin çıktı. Yeni apartmanınızda sana ve ailene yer vardı ama bana yoktu. Ailen için en doğru kararı verdin belki ama unutma ki, bir zamanlar ailen sadece benden ibaretti.
Son araba gezintimize çıktığımızda heyecanlıydım. Ta ki barınağa varana kadar. Barınak köpek, kedi, korku ve umutsuzluk kokuyordu. Gereken evrakları doldurduğunu ve “ona çok iyi bir ev bulacağınıza eminim” dediğini hatırlıyorum. Omuz silkip sana karamsar bir bakış attılar. Onlar orta yaşlı, terk edilen bir köpek veya kedinin akıbetinin farkındaydılar.
Oğlunun tasmama yapışan elini zorla açmak zorunda kaldın. Çığlık çığlığa haykırmasına aldırmadın belki ama ben onun adına hem üzüldüm hem de çok endişelendim. Endişem, ona o anda arkadaşlık, sadakat, sevgi ve sorumluluk, bir cana duyulan saygı konusunda vermiş olduğun hatalı hayat dersinde yatıyordu. Başıma son bir kere dokunup bana veda ettin, göz göze gelmemeye özen gösterdin. Gitmen gereken yerler, yetişmen gereken işler vardı ve zaman aleyhine çalışıyordu nasıl ki şimdi de benim aleyhime çalıştığı gibi.
Sen ayrıldıktan sonra, barınaktaki iki tatlı kadın taşınacağını aylar öncesinden bildiğin halde bana uygun bir yuva bulmak için en ufak bir çaba sarf etmediğinden yakındılar. Sadece üzüntü içinde başlarını sallayıp, “Nasıl yaparsın” diye sordular arkandan.
Barınakta, zamanları izin verdiği ölçüde bizimle ilgileniyorlar. Bizi besliyorlar tabii ki ama bende iştah falan kalmadı. Önceleri ne zaman biri kafesime yaklaşsa sensindir diye kafesin önüne koşardım. Belki kararını değiştirdin, belki bunların hepsi kötü bir rüyadan ibaretti veya belki bana acıyan biri beni kurtarmaya gelmişti… Ama anladım ki, şirin yavru köpeklerle bu konuda yarışmam söz konusu bile değil. İşte o zaman kaderime razı olup köşeme çekildim ve akıbetimi beklemeye koyuldum.
VE ÖLÜM…
Önce ayak seslerini duydum onun. El ayak çekildikten sonra beni kafesimden çıkardı. Onu uslu uslu koridorun sonundaki odaya kadar takip ettim. Sessiz, sakin bir odaydı. Beni yavaşça kaldırdı ve masanın üstüne koydu, başımı okşadı, kulaklarımın arkasını kaşıdı, tasalanmamamı söyledi. Kalbim heyecanla çarpıyordu ama aynı zamanda içimi de sonsuz bir huzur kapladı. Sayılı günlerim dolmuştu demek ki… Kendimden çok onun için üzülüyordum. Üzerindeki yük çok ağırdı, onu eziyordu ve beraberliğimiz süresince senin de her ruh halini anladığım gibi onun da içinde bulunduğu durumun farkındaydım.
Eli çok hafifti, gözünden akan yaşları görmesem, ön patimdeki damarıma bağladığı turnikeyi nerdeyse fark etmeyecektim bile. Seneler önce seni de teselli ettiğim gibi, hafifçe elini yaladım. İğnenin ucunu usulca damarımdan içeri kaydırdı. Önce hafif bir sızı, arkasından damarlarımda dolaşmaya başlayan buz gibi sıvıyı hissettim.
Kafam ve gözlerim ağırlaştı ve onun merhamet dolu gözlerine bakarak son defa “Nasıl yaparsın” diye fısıldadım. Belki de benim lisanımı anladığı için, “Ne kadar üzgünüm bilemezsin” diye cevap verdi. Bana sarıldı, beni çok daha huzurlu ve güzel bir yere göndermekte olduğunu anlatmaya başladı. Öyle bir yer ki, bir daha ne ihmal edilecek ne acı çekecek ne de kendimi korumak zorunda kalacaktım. Öyle bir yer ki, sevgi ve ışık içinde, bu sefil dünyadan daha farklı güzellikte bir yerdi…
Son nefesimle kuyruğumu son bir kez sallayarak, “Nasıl yaparsın” derken onu kastetmediğimi anlatmaya çalıştım. Kastettiğim sendin, canımdan çok sevdiğim sahibim! Seni her zaman anacağım, sonsuza dek bekleyeceğim, bunu bil. Son dileğim, hayatındaki herkesin sana benim gösterdiğim sadakati göstermesi.